Yazılarımız E-Mail Adresinize Gelsin

29 Kasım 2013 Cuma




Yabancı Yayınları’ndan çıkmış olan , Jamie Mcguire ‘nin Providence Üçlemesinin ilk kitabı olan “Araf’ı” okuyup, bitirmiş bulunmaktayım.


Öncelikle ; kitabın yazı puntosu , kapak tasarımı , iç kapak tasarımı ve çevirisi iyidi . Kitap rahat bir şekilde okunuyordu. Bu benim bir kitapta önem verdiğim kıstaslardan biri /bir kaçıdır.
Kitabımız; paranormal- aşk türünde yazılmış bir kitap. Nina adlı bir kızın günün birinde babasının ölümüyle birlikte hayatının nasıl değiştiğini , onu koruyan – kollayan ve yıllardır onu seven Jared adlı koruyucu meleği ile nasıl tanıştığını ve bu tanışmanın akabinde gelişen olayları , babasının ölümünün arkasında yatan sır perdesini aralamayı çalışmasını , arkadaşlarıyla ve ailesiyle yaşadığı ilişki , aralarında ki diyaloglar, şeytanlara karşı savaşmalarını yazar o kadar güzel bir şekilde anlatmış ki kitabın çoğu yerini soluksuz bir şekilde okudum diyebilirim.

Zaten bu kadar cümleden sonra anlamışsınızdır, kitabımız aynı zaman da bol aksiyonlu bir kitap

Ve en önemlisi şuydu ; ne yaşarlarsa yaşasınlar, Nina Ve Jared’in birbirlerine karşı duydukları aşk ve sevgi. Şahsen onların aşkına gıpta ettim.

Kısacası film tadında bir kitap okumaya hazır olun.Hatta tavsiyem geceleri yatmadan öncede bu kitabı okuyun ki belki rüyanız da okuduğunuz bölümler kendiliğinden senaryolaşıp, Nina ve Jared’in o büyülü dünyasına , rüyanızda da adım atmış olursunuz (hemde görüntülü fena mı :) ) 
Okumak isteyenlere bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyor ve kitaba puanımı veriyorum ; on üzerinden dokuz puan .

Yabancı Yayınları’na bu kitabı bizlerle buluşturduğu içinde çok teşekkür ederim.Saygılarımla…

28 Kasım 2013 Perşembe



 Dalgalar Hep Aşk Getirse ile tanınan Tawna Fenske'nin  yeni kitabı, 2 Aralık 2013 tarihinde Nemesis Kitap etiketiyle raflar da ki yerini alacaktır .

Şahsen gerek kitabın konusu , gerekse cici mi cici kapağıyla ilgimi çeken bir kitap oldu.  Yayınevine bol satışlar dilerim .

TAWNA FENSKE - YALANCI ÂŞIK :

Violet McGinn, anormallikten ve soyut şeylerden mümkün olduğunca uzak durmaya çalışan, mantıklı bir kadındır. Belki de bu yüzden kendine meslek olarak muhasebeciliği seçmiştir. Annesi ünlü bir medyumdur ve bir gün hastaneye yatırılır. Violet, annesinin işini bir süreliğine devralmak zorunda kalır ve hiç istemese de sahte medyumluk yapmaya başlar. 

Drew Watson, yakışıklı bir bar işletmecisidir. Cumartesi geceleri barında çaldığı müzikler eşliğinde dans eden müşterileriyle ve arkadaşlarıyla mutludur. 

Chris Abbott ise her kadının hayalini kurduğu genç, yakışıklı, kibar ve başarılı bir doktordur. 

Violet birini seçmelidir. Kalbini mi yoksa mantığını mı dinlemelidir? Yolunu bulmaya çalışırken yapacağı bir hata, belki de üçünün kaderini toptan değiştirecektir.


Hyperion Kitap'tan yepyeni bir kitap daha . Konusu içimizi ısıtacak cinsten bir kitap .

Zaten yazarı Milly Johnson'ın kalemini seviyor, bu kitabı da okumayı istiyorum. Nasip tabiki de:)

Bir Sonbahar Aşkı :

Rüzgârlı mevsimin tam ortasında, dört arkadaşın ayakları yerden kesilmek üzere... Onu yerle bir eden bir boşanmanın ardından daha yeni bekâr kalmış olan Juliet Miller kendisine ait bir daireye taşınır ve otuzlu yaşlarının ortalarında uygun birisinin çıkabileceğini düşünerek bir oda arkadaşı bulmak üzere bir ilan verir. Tam pes etmişken, serbest çalışan metin yazarı Floz çıkagelir ve iki kadın bir anda kaynaşır.

Julietin iri yarı, tatlı ikiz kardeşi Guy Flozla tanışır tanışmaz ona vurulur. Ancak, onu ne kadar etkilemeye çalışsa da bunu bir türlü beceremez, yanlış üstüne yanlış yapar. Bu arada, Guyınen yakın arkadaşı Steve de eskiden beri Juliete âşıktır… Ama bu öyle bir aşktır ki, ilk başından beri karşılıksız kalmıştır. Flozla Julietin arkadaşlıkları güçlendikçe, Floz Miller ailesinin bir parçası olmaya başladıkça, acaba Guy Flozun onlara karşı hissettiği seviyi daha farklı bir şeye dönüştürebilecek, ona âşık olmasını sağlayabilecek mi? Juliet en sonunda hayallerini süsleyen erkeğin, Piersın dikkatini çekince, Stevein kalbi kırılacak mı? Sonbahar ilerledikçe, aşk hepsi için tekrar mümkün olacak mı? Yoksa geçmişin sırları bu mevsimin altın renklerini kışını soğuğuna mı dönüştürecek?
(Tanıtım Bülteninden)

23 Kasım 2013 Cumartesi



Facebook'ta Kitap Dünyasında  Güneş Çavması adlı kitap için yarışma yaparken , bir de üyelerimiz için minik bir alıntı paylaşalım dedik hem metinsel hemde  görsel olarak .

Aynı çalışmayı burada da paylaşıyorum.




ALINTI : 

Meriç nasıl ifade edeceğini biraz düşündükten sonra yavaş yavaş konuşmaya başladı.“Biz Uğur’la aşk yaratmadık. Biz beraberken aşk çıkageldi… Ya da aşk ordayken biz üstüne gittik.
Mühim olan şu: Buluştuk… Üçümüz beraberdik. Ve insan aşkı bir kez bilince, sever… Hep sever...
Neyi sevdiği önemli olmaz çoğu zaman, kimi sevdiği... Sevme halini alır insan... Ben kocamı da çok sevdim… İşimi sevdim… Çocukları, arkadaşları… Kedileri.. Köpekleri… Çiçekleri… Güneşin doğmasını…Akşam olmasını… Domatesin kokusunu… Çok üşüdükten sonra battaniyeye sarınıp kanepede yatmayı… Yağmuru… Hüzünleri… Ağlamayı… Kahkaha atmayı… Hayatın, hem komik hem hüzünlü olmasını sevdim… ”


Pegasus Yayınları etiketiyle Aralık ayında çıkması planlanan  Lodz'un Yoksulları adlı  kitap , şahsen ilgimi çekmiş durumda .

Ne diyeyim ki hayırlı olsun .

YENİ KİTAP │ Łódź'un Yoksulları / Steve Sem-Sandberg 

Şubat 1940'ta, Polonya'nın Łódź şehrinde, Naziler ikinci en büyük Yahudi gettosunu kurdular. Gettonun kalbinde liderleri, altmış üç yaşındaki Mordechai Chaim Rumkowski bulunuyordu. Gizemli bir lider olan “Kral Chaim” diğer binlerce Yahudi bir daha görülmemek üzere kaybolurken yetişkinleri ve çocukları Alman Ordusu için çalışmaya zorladı. Rumkowski, kendi halkına ihanet eden, gözünü iktidar hırsı bürümüş bir Nazi kuklası mıydı, yoksa Almanlarla işbirliği yaparak Yahudileri kurtaran pragmatik bir lider miydi? Resmî kayıtlardan yola çıkarak yazılmış, güç, uzlaşma ve yozlaşma üzerine bir destan.
Sem-Sandberg'in romanı şehrin dışında, mühürlenmiş bir hayattan bahsediyor. Yahudilere yapılan acımasızlığı, açlığı, nafile kaçış çabalarını ve Alman disiplinini nasıl empoze ettiklerini anlatıyor.

Łódź'un Yoksulları'nda, Steve Sem-Sandberg okuyucusunu Yahudi Soykırımı'nın soğuk gerçeklerine doğru bir hayli hareketli bir yolculuğa çıkarıyor.

“Sıra dışı bir roman… Bu konu önceden defalarca yazıldı... fakat nadiren bu kadar yaratıcı bir gerçeklikle... Zekice derlenmiş bir tarihî kurgu. ”
—Ian Thomson, The Sunday Telegraph

“Belki de siyah beyaz bakış açısıyla bakmaktan uzak duran ilk Yahudi Soykırımı kaydı!”
—Daniel Sjölin, Babel

“Bu kitabı okumak ateşten gömlek ama aynı zamanda bir ayrıcalık, umarım hak ettiği başarıyı yakalar. Bu kadar güçlü bir etki bırakan az kitap okudum. İmrendiğim ve takdir ettiğim şey, yazarın gerçeklikle birebir bağlantı kurması. Tüm karmaşasıyla bu korkunç dünyayı gözler önüne seriyor ve insanlığa odaklanıyor. Olayı yaşıyor ve yeniden düşünüyorsunuz.”
—Man Booker Ödüllü Hilary Mantel

“Acımasız denecek kadar gerçekçi bu anlatım, yok edilmiş bu insanları yeniden hatırlatıyor.”
—Scotland on Sunday

Özgün Adı: De fattiga i Łódz
Çeviri Dili: İsveççe
Çevirmen: Elif Scheibe
Tür: Edebiyat - Roman
Sayfa: 672
Etiket Fiyatı: 28.00 TL
Basım Tarihi: Aralık 2013
** MÜJDE :)



Şans kitabı ile gönüllerimiz de taht kuran "KAREN KİNGBURY " bu sefer de BRİDGE (KÖPRÜ ) adlı kitabıyla  Eksik Parça Yayınları'ndan Aralık ayı içerisinde çıkacakmış .

Şahsen ben yazarın bizde çıkan  ilk kitabı Şans'ı  beğenerek okumuştum. Hatta blogta  yorumlar bölümünde kitap hakkında yaptığım yorumu okuyabilirsiniz .


 Epsilon Yayınları etiketiyle çıkan Tracey Garvis Graves'in Ada kitabı , raflarda ki yerini aldı . Hatta  raflar da ki yerini almakla kalmadı.Metrolarda bile karşımız da . Konusu bakımından ilginç ve güzel olan bu kitabı şimdi sizlere  tanıtacağım . Unutmadan kitap Ada serisinin ilk kitabıdır .





Otuzlu yaşlardaki İngilizce Öğretmeni Anna Emerson, Maldivlerdeki bir yazlıkta T.J. Callahan’a özel ders vermesi
 teklif edildiğinde bir an bile tereddüt etmeden bu yaz işini kabul eder.
Kütüphanenin yerine tropik bir adada çalışmayı kim istemez ki? 

Kimse onun fikrini almış olmasa da, T.J.’in şehri terk etmeye hiç niyeti yoktur. 
On yedi yaşında olan T.J, kanseri daha yeni alt etmiştir. Bu dertlerden kurtulduktan sonra ilk yazını ailesiyle değil, 
arkadaşlarıyla beraber geçirmek ister. 
Anna ve T.J. Maldivler’deki yazlık eve doğru yola çıkmışken, bindikleri deniz uçağının pilotu kalp krizi geçirir
ve uçak köpekbalıklarıyla dolu Hint Okyanusu’na çakılır. 

Zorlukla kıyısına vardıkları ıssız adada, ilk düşünceleri hayatta kalmaktır. 
Su, yiyecek, ateş ve barınak bulmak için beraber çalışmak zorunda kalırlar. Günler, haftalara, aylar yıllara dönerken, 
kazazedeler şiddetli tropik fırtınalar, denizin içindeki tehlikeli canlılar ve T.J.’in kanserinin tekrarlama ihtimali de dâhil 
birçok sıkıntıyla karşılaşırlar. 

Ancak en büyük tehlike adada herkesten çok uzakta, iki kişi yaşamaktır. 
T.J. adada bir doğum günü daha kutlarken, Anna da, yavaşça yetişkinliğe adım atan 
bu genç adamla yaşamanın eskisi kadar kolay olamayacağını anlamaya başlar.